Karaciğer; karın bölgesinde büyük bir kısmı sağ tarafta, diyafram kasının altında bulunan, diğer organlara kıyasla çok fazla görevi olan bir organdır. Çok hızlı rejenerasyon yani yenilenme hızına sahiptir. Öyle ki; başka yerden karaciğere tümör sıçramış olan bir kişinin karaciğerinin yarısı çıkarılsa, yahut başkasına nakil olmak üzere bir kişinin karaciğerinin yarısı alınsa; birkaç ay içerisinde kalan karaciğer kendini yenileyerek normal hacmine dönebilmektedir.
İşlevinin kısa süreli ve geçici olarak aksaması tolere edilebilirken, işlevini tamamen yitirmiş bir karaciğerin yerine nakil yapılmadığı takdirde kişi hayatını sürdüremez.
Başlıca görevleri:
Tanım olarak Karaciğer toplam ağırlığının %5 inden fazla trigliserid (kolesterol) birikmesidir.
Radyolojik ve Histolojik olarak tespit edilebilmektedir. Pratikte radyolojik olarak yani görüntüleme yöntemleri ile, en sıklıkla da Ultrason ile tespit edilmektedir.
Alkol tüketimi, viral hepatitler, otoimmün hepatit ve bazı ilaçların kronik kullanımına bağlı olabilir. Bazen de Wilson hastalığı ve hemokromatoz gibi daha nadir görülen, karaciğere özgü hastalıklara bağlı olabilir. Bunların haricindeki durumlara bağlı yağlanmaya “Non Alkolik Yağlı Karaciğer Hastalığı” denir, ki toplumda göz ardı edilmeyecek kadar fazladır. (Günümüzde Karaciğer nakillerinin 2. önemli sebebidir)
Diyabet, prediyabet, insülin direnci, metabolik sendrom, obezite, hipertansiyon ve dislipidemi varlığı; Karaciğer yağlanması açısından riski en belirgin artıran durumlardır.
Hastalığın genetik kökeni de vardır ancak genetik yatkınlık olsun veya olmasın başrollerde sağlıksız beslenme ve durağan yaşam vardır.
Yağlı karaciğer hastalığı olan kimselerde özellikle kalp damar hastalıklarına bağlı ölüm riski artmıştır.
Bu hastalık, basit karaciğer yağlanması ile siroz arasında yeralan geniş bir yelpazede ortaya çıkabilir. Tedavi edilmemiş Non Alkolik Yağlı Karaciğer Hastalığı, basit yağlanma ile başlar, siroz, hepatosellüler kanser ve karaciğer yetmezliğine kadar ilerleyebilir ve bu yüzden de hastalığın ilerlemesinin durdurulması büyük önem taşımaktadır.
Karaciğerin kendini yenileyebilen bir organ olduğundan bahsetmiştik; dolayısıyla aslında karaciğeri harap eden zararlı uygulamalardan uzaklaşırsak, yani bir anlamda, karaciğerin kendisini yenilemesine müsaade edecek olursak, karaciğerimiz gerekeni yapacaktır.
Dolayısıyla karaciğer yağlanması önlenebilir ve tespit edilmişse geri döndürülebilir bir durumdur.
Bu bağlamda tedavi 3 ana başlıkta incelenebilir:
Pioglitazon: Diyabet ilacı olup, listede yağlama için en etkin olandır. Diyabet tanısı olsun ya da olmasın; Kullanımını kısıtlayan bazı durumlar hariç güvenle kullanılabilir.
Diğer ilaçlar karaciğer yağlanmasına eşlik eden diğer durumları düzeltmek suretiyle iyileşmeye katkıda bulunabilir.
Piyasada; bazı yayınlarda etkinliği gösterilmiş, bazı yayınlarda etkisi gösterilememiş belli başlı bitkisel takviyeler mevcuttur. Hekimin bilgisi dahilinde destek amacıyla kullanılabilir ancak bunlar; fiziki aktivite yapmadan, beslenme düzenine dikkat etmeden, zararlı alışkanlıklardan kaçınmadan tek başına pek fazla işe yaramaz. Burada, (ilaç veya bitkisel bir takviye kullanılsa da kullanılmasa da) yaşam tarzı değişikliği olmazsa olmaz kuraldır.
Bu bağlamda, Kardiyovasküler hastalık veya kontrolsüz hipertansiyonu olanların, uzun zamandır hareketsiz yaşayanların, egzersiz öncesi bir doktor kontrolünden geçmesi de şarttır.
Kilo kaybı sağlayarak yağlanmanın geri dönmesine katkı sağlamaktadır. Ancak hızlı kilo kayıplarının tabloyu kötüleştirebileceği de unutulmamalıdır.